Bireysel Psikoterapi

İnsanlar, içinde yaşadıkları dünyaları ile beraber ancak tam anlamıyla anlaşılabilirler. Kendini tanımak, içinde yaşadığı dünyayı anlamak kişiyi daha özgür, hayatı da daha anlamlı kılar. Sıkıntılar veya belirtiler, hayatımızı tam kavrayamadığımıza veya yaşayamadığımıza dair işaretlerdir. Varoluşçu terapi, danışanın sıkıntılarını çözmesinden öteye bakar ve danışanların kendilerine ait, dolu dolu ve doygun bir şekilde yaşamalarının yollarını bulmalarına yardımcı olur.

Tanımı
Varoluşçu terapide hedeflenen, kişilerin kendilerini, deneyimlerini ve içinde yaşadıkları dünyayı daha yakından ve iyi tanımalarıdır. Bu yakından tanışıklığın yolu ise kişinin bir terapist eşliğinde ve terapistin uygun sorularıyla yaşantısını çok ayrıntılı bir şekilde betimlemesidir. Varoluşçu yaklaşıma göre “patoloji” veya semptomlar, kişilerin kendilerine dair tanımadıkları veya anlama fırsatı bulamadığı olguların kendilerini ifade edişleridir. Yakından betimleme ile gelen derin kavrayışın üç sonucu olduğu düşünülmektedir: kişi hayatını tanıdıkça daha özgürleşir, kişi kendini yakından tanıdıkça deneyimlerinin ona anlatmak istediklerini anlamaya başlar ve de kişi kendine yakından baktıkça kendine dair her şeye sahip çıkmaya başlar. Özellikle sonuncusu, doyumlu, keyifli ve canlı bir hayatın anahtarıdır.

İlkesi
Varoluşçu terapistler her ne kadar karşılaştıkları danışanları anlamak için felsefeden yararlanıyor olsalar da, bu yaklaşımın en temel ilkesi fenomenolojidir. Fenomenolojik ilkeye göre terapist kendi varsayımlarını paranteze almalı ve danışanın anlattıklarını hiç bilmiyormuşçasına dinlemeli ve danışana betimleme soruları sormalıdır. Hayata dair daha geniş bir bakış açısını kapatan sıklıkla varsayımlarımızdır. Terapistin sorularıyla danışan kendine ve hayatına dair daha derin bir kavrayışa kavuşur.

Nasıl uygulanır?
Danışanlardan seansa geldiklerinde akıllarından geçeni, istedikleri gibi, mümkün mertebe kendilerini durdurmadan anlatmaları beklenir. Varoluşçu terapist ise danışanın anlattıklarını kendi varsayımlarını bir kenara koyarak dinler ve danışanın deneyimini daha çok açması için betimleme soruları sorar. Terapist, danışanın anlattığı her şeye eşit mesafede durur (her ne kadar bazı şeyler daha önemli ve bazıları da çok önemsizmiş gibi görünse de, hepsi danışanın dünyasına dair önemli bilgiler içerir). Terapistin görevini puzzle yapmaya benzetebiliriz. Terapist önce tüm parçaları yayar ve ön yüzlerini çevirir (betimleme), her bir parçanın önemli olduğunu düşünür (eşitleme), parçaları yavaş yavaş birleştirerek danışanın hayatından önemli öbekleri ortaya çıkarır ve bunları danışana yorum olarak sunar. Betimleme sorusu sormak (veya danışan açısından sürekli betimlemek) çok sıradan ve banal bir işmiş gibi görünse de, bu yol disiplinle takip edildiğinde çok kısa sürede danışanın da kendi ile ilgili bilmediği ve hiç girmediği alanlara çıkılabilir.

Genel Bilgiler
Varoluşçu terapi, terapi sürecine bir araştırma olarak bakar. Araştırma konusu danışanın kendisi ve içinde yaşadığı dünyadır. Varoluşçu terapi, yaşadığımız tüm sıkıntılara, açmazlara veya belirtilere bir “körleşme” olarak bakar. Böylesi deneyimler aslında kendimize veya hayatımıza dair anlamlandırılmayı bekleyen unsurlar olduğunu gösterir. Bu sebeple varoluşçu terapi, her yaş grubu ile ve her türlü geliş sebebi ile çalışma imkanı sunar. Varoluşçu terapiyi bir cümle ile özetleyecek olursak, daha çok bilinç, daha çok seçim demektir, daha çok seçim de daha çok kendilik demektir.

Süre ve sıklık
Varoluşçu terapiden tam fayda görmek isteniyorsa ucu açık ve uzun dönem olarak gitmek gerekir. Seans sıklığı ise haftada birden aşağı düşmemelidir. Ancak daha düşük viteslerde de varoluşçu ekolden faydalanmak mümkündür, örneğin belli bir mesele için daha kısa süreli çalışmak mümkündür. Ancak bunlardan elde edilecek sonuçlar, uzun dönem ve ucu açık bir varoluşçu terapi süreciyle karşılaştırıldığında oldukça sınırlı olacaktır.

Reklamlar